Antalya'da gelişime dair her şeyi burada keşfedebilirsiniz...

Sibel Ablam

Sibel Ablam

Sosyal ağlarda paylaş

Kelimelerin Tükendiği Yerdeyim…

Sevgili Dostlarım,
Bugün gece yarısının ilk sularında Sibel Yiğit Hanımefendiyi kaybettik. Gece yarısından bu yana inanmak istemediğim ama Hakikatin bir parçası olan ölümün ne kadar değişik  bir duygu olduğunu tekrardan iliklerime kadar hissettim.
Şuanda ne söylesem, ne yazsam anlamsızdır. Onun bu amansız gidişi; Mevlana’yı terk edip giden Şemsin durumundan hiç bir farkı yoktur…
Mevlana Şems’i kaybetmişti…..

Ben ise Sibel Ablam’ı kaybettim.

Hayatım boyunca bana ışık olan bu eşşiz kadının gidişi; sadece benim için değil elbetteki tüm sevenleri için ağır olacaktı…
Ancak benim için bambaşka olmaması için ortada hiç bir engel yoktu.
Çünkü bana manevi oğlum diyen ve tanıştığımız günden bu yana yıllarca kendinde biriktirmiş olduğu birikimleri bana aktaran ve beni edebiyata , şiire ve daha nice sayamayacağım güzelliklere ısındıran ve bu alanlarda uzmanlaşmam için elinden geleni yapan eşşiz kadının gidişi beni tabiki de ayrı bir etkileyecekti…

Sorarım… Şems’ i kim sevmezdi ?

Ama en çok gidişine Mevlana üzülmemiş miydi?

İşte böyle bir şey yaşıyorum..

Mevlana nasıl ki , Şems ile gözlerini hep ilk karşılaştığı yere götürüp… Aklında hep simsiyah giyinmiş, uzak diyarlardan gelmiş ,sıra dışı olan o adamın tekrar gelmesini beklediyse ….

Benimde gözlerim ilk tanıştığımız yerde şuanda, üzerinde turkuaz ağırlıklarında bir elbise , parmaklarında Atatürklü ve Mevlanalı yüzükler, yanında ki ufacık çantasının içersin de üç , dört tane kitap ile gezinen Sibel Ablamın tekrar gelmesini bekliyorum…

Kelimelerim bugün her ne kadar da yetersiz ve aciz kalmış olsa da …

Bana öğretmiş olduğu bu sanatla ona elveda demek istiyorum…

 

Bana yazı yazma sanatını öğreten bir kişinin arkasından son görevimi icra etmek ve onun nasıl biri olduğunu sizlere tanıtmak biraz olsun içimi rahatlatacak ve Sibel Ablama karşı son görevimi yerine getirmiş olduğumu iliklerime kadar hissedeceğim…

Dilerseniz sizlere Sibel Ablam ile nasıl ilk olarak tanıştığımızı anlatayım.

 

Sibel Ablam ile bizim yollarımız Antalya da kesişti.

Annemin iş arkadaşı olan Sibel ablamın ismini daha öncelerden annemden çok duymuştum ama bir türlü tam anlamu ile tanışma fırsatı bulamamıştık…

 

Bir gün bizim evde gördüm Sibel Ablamı… İnanın hayatımı değiştirecek kişinin karşımda oturduğundan haberim bile yoktu.

Aslında çok küçüklüğümü bilir Sibel Ablam

Saçlarımın uzun ve renginin altın sarısı olduğu yılları…

Ama ne yalan söyleyim… Ben lise hayatımın başlarında onu tanımaya başladım ve sanki ilk o zaman tanışmışız gibi geliyor bana.

Çünkü o yıllarda hayatıma Şems gibi girmişti…

Gönlümü sakinin kadehinden dökülen şarap gibi doldurmuştu…

İzniniz ile açıklamasını da yapmak isterim…

Sibel Ablam benim  çok fazla Osmanlıca, Arapça ve Tasavvufi diller kullandığımda  beni hep şu şekilde uyarırdı.

”Berkecim çok güzel ifadeler kullanıyorsun bunları bizimle de paylaşır mısın acaba..” derdi herseferinde… Her okuduğum şiirimin içersinden yakalardı, her okuduğum uzun metinlerin içersinden özen ile bulup benden oradaki kullandığım anlamlarını öğrenmek isterdi…

Şimdi açıklamamak olmaz.

Değil mi ?

Saki (Mürşit) , kadeh (Gönlüm) , Şarap (Aşk)….

Adeta o benim gönlüme aşkı dolduran bir mürşit gibiydi…

 

Nitekim o karşılaşmamız o kadar sıcak ve güzel olmuştu ki…

Tam da ihtiyacım olduğu anda bir hızır gibi yetişmişti yardımıma.

Sanki benim için gönderilmiş bir görevliydi.

Küçük yaşlardan bu yana içimde biriktirdiğim onca şey vardı ki , bir yerden yol bulup nehirlere akması gerekiyordu..
Sibel Ablam bunu ilk fark eden ve bana yol gösteren kişi oldu.
Onun tecrübeleri ve yetenekleri ile kendimi ifade etmeyi öğrendim. Birlikte çok çeşitli organizasyonlara katılarak kendimizi adeta her konuda geliştirdik. Derinleştikçe derinleştik. Tecrübeli bir eli beni hep yavaş yavaş ilerlemem konusunda uyardı ve birikimlerimizin demlenerek olgunlaşmasının yolunu gösterdi…

Şimdi sorarım size

Böyle bir kişinin arkasından ne söyleye bilirim ki …?

 

Üniversitelerde ders niteliğinde işletilmesi gereken bir hikayemiz var ki , son olarak sizler ile bunu paylaşmak istiyorum…

Benim ile dışarıda, evimde ve hatta nerede olursa olsun çay içmiş olan herkse anlattığım  bir Sibel Ablam hikayesi  var elimde…

Sizlere o hikayemi anlatmak istiyorum…

Sibel Ablam ile her zaman ki önceden sözleştiğimiz günlerden bir gündü.

Sibel Ablam biraz meşgul bir kadındı. Herkese yetişmeye çalışırdı… Aramızda kalsın ama çok fazla manevi çocuğu vardı..

Sayısı mı ?

Bilmiyoruz…

Dünyada ne kadar çocuk ve iyi insan varsa o kadar diye tahmin ediyoruz…

Sözleştiğimiz saatte evine gittim. Her zamanki beni bana ait olan şakalarımdan  birisi ile karşıladı…

Benim şakalarımı severdi… Ne kadar çok yaparsam yapıyım. Çoğunu onun aklında idi ve yeri zamanı geldi mi bana da hatırlatırdı ve birlikte aralıksız gülerdik…

Ben her zaman ki gibi kapıdan daha içeriye girmeden;  iki , üç tane hikaye anlatmıştım, üstüne  bir kaç tane de yapmak istediğim projelerden söz etmiştim…

Sibel Ablam ile konuşurken , mekan ve civar kavramı ortadan kalkıyordu…

Ben bir volkan gibi yanmak istiyordum.

O ise adeta bana soğuk bir kar tanesi gibi yağıyordu … İçime içime…

Ve meşhur sözünü bana dokunarak söylüyordu… ”Berkecim yavaş yavaş”

Kabul ediyorum ben tasavvuf ve ilahi serüvende biraz hızlı hareket eden birisiydim…

Eğer yavaş yavaş kelimesinin manasını zihnimde o kadar güzel açıklamasaydı belki de şimdi bu kelimeleri ben yazamayacaktım…

Kelimeler beni yazacaktı….

Ama kısmet , benim Sibel Ablamı sizlere yazmammış…

Kaderim Benim kalemimden Sibel Ablam tanıtılmasıysa ; Ben Kaderim ile onur duyarım…

Ayak üstü sohbetlerimiz bir yarım saat sürmüştü ; ayakkabılarımı çıkardım bana göre olan Sibel Ablamın babasından kalan terlikleri giydim.

İçeriye doğru ilerlemek istedim ama nasıl ilerleyeceksiniz.

Evinin bir mistik ortamı var.

Evin her yerin de hatıralar , fotoğraflar , bayraklar, armalar , süs eşyaları mevcut…
O kadar güzel yerleştirilmiş ve o kadar güzel hikayeleri var ki… Hızlı yürürsem ayağım diğer tarafta benden şikayetçi olurdu…

Sibel Ablamın evine giden bilir. Salonunda üstadımızın kendi elleri ile yapmış olduğu kanunu, köşede çok güzel bir kütüphaneliği, etraflar mumlar ile donatılmış ve duvarında o meşhur tablosu..

Normalde gören herkes bambaşka anlamlar yükler o tabloya.

Herkesin bambaşka bir tasviri herkesin bambaşka bir yorumu vardır…

Kimsenin yorumu kimsenin kini tutmaz.Herkesi bambaşka hislere götürür ve herkes mutlaka bir eşine bir dostuna o tabloyu yorumlatmak  isterdi…

Tablo genel hatları olarak büyük bir ebatta ; duvarın çoğunu eline geçirmiş, etrafı kaliteli bir çerçeve ile muhafaza edilmiş bir parçadan oluşuyordu… Yalnız içerisine masum bir afgan kızı vardı ki ; Suratındaki o masumiyet, etrafını anlatan o duruşu ve olan biten her şeylere karşı öyle bir enerji sergilemiş ki… Kelimeleriniz akıp gidiyor karşısında … Kendinizi durduramıyorsunuz…

Birde  kaza ile gözlerine baktıysanız bu saydıklarımın hepsi bir anda yıkılır…

O gözleri öyle bir bakıyor ki… kim bakarsa baksın beş dakika önceki yorumlarını siliyor ve tekrardan yeni yorumlar yapmak zorunda kalıyorlardı. Bir bakışı bir anda koskoca tabloya yüklenen tüm anlamları değiştiriyordu…

Ben tam olarak çözememiştim o yıllarda

Ama Sibel Ablamın arkadaşlarının çoğu; geleceğe umut halinde baktığını söylüyorlardı…

Ben şimdi sırrını çözdüm
O  kız  ağlıyordu..

 

 

O kıza her zaman ki gibi uzun uzun baktıktan sonra her yere hakim olabileceğim bir yere geçtim…

Şimdi, Bitki çayları , kahveler ve tatlı zamanıydı…

Benim yemeği , bitki çaylarını sevdiğimi bilen Sibel Ablam her gittiğimde mutlaka türlü türlü çaylar alır, akşamdan özel tarifli tatlılarını hazırlar ve birlikte yemek yiyeceğimiz zamana kadar benim ile mutlaka akşam yemeğinin planını yapardı…

Öncelikle karnımı sonra ise ruhumu doyururdu…

Çok küçük yaşlardan bu yana  Tasavvufi bir sevginin nasıl olması gerektiğini ve o boyutta ki kişilerin nasıl yaşamlar sürdüğünü hep merak etmiştim…

Kitaplarda, romanlarda ve hatta şiirler de okumuştum ama artık karşımda canlı bir kitap vardı…

Her şeyden önemlisi bana örnek olabilecek birisi vardı artık diye amansızca seviniyordum…

Sibel Ablamın birisi ile mutlu olduğunu görmeği de çok istiyordum…

Onun gibi öylesine dolu bir insanın, Allaha bu kadar içten bağlan birisinin ; kişisel gelişimini geliştirmek için sabah , akşam çalışan birinin elbette ki , onun gibi biri karşılaşacağını ve birlikteki uyumlarının bana ve günümüzdeki bir çok kişiye örnek olacağını cani yürekten inanıyordum…

Her okuduğum Aşk şiirinden sonra Sibel Ablama sorardım.

Ablam ne zaman senin şahidin olacağım.

Sibel Ablam bana dokunarak ile konuşmayı çok severdi, o farkında bile olmazdı çoğu zaman…
Güzel bir şey anlatırken bir eli mutlaka ufak bir dokunuş şekilin de elime değerdi…

Benim tüm dikkatimi kendisine çekerdi Ve Öyle güzel kelimeler kurardı ki … Gökyüzünde nikahı kıyılmışta ; şahitleri sanki melekler olmuş gibiydi…

Ben ona baktıkça bu olgunluğun ve hissiyatın esas kaynağı olan Allaha bir kez daha aşık oluyordum…

İşte diyordum kitaplarda okuduğum, rüyalarda gördüğüm ve hissettiğim insanlar gerçekten de varmışlar….

O meşhur hadisemize kaldığım yerden devam edecek olursam…

Sizlere yalan söylemek istemem ama büyük bir ihtimal ben kahve mi yudumlarken aralarda Sibel Ablama kendi hayatımı tam anlatmadan ama hayatım ile alakalı mesaj alabileceğim şeyler sorduğum günlerden birgündü diye hatırlıyorum…

Sanırsam onlardan biri olacağını sanıyorum…

Soru mu net olarak hatırlıyorum… Sibel Ablama  niçin evlilikler, nişanlar ,sevgiler ve hatta aşklar bu devirde amansızca  bitiyor dedim…

Bilmiyordum ki , böyle bir kelimenin bana doğru bir ok gibi geleceğini…

Habersiz bir şekilde Sibel Ablamın mavi lensli gözlerine doğru odaklandım..

Bana  bakıp,

Berkecim dedi : ” Fedakârlık çok güzel bir kelimedir. Bütün güzelliklerin başı ve olmazsa olmazıdır. ama bir taraf ”Feda” , bir taraf ”Kâr” elde ederse bu işler olmaz ki.” Canım dedi…

Ve benim ufkumu bir kelimeyi iki eş parçaya bölüp hayatıma iki kelimenin manasını bir anda kattı…

Fedakarlık ancak bu kadar güzel iki eş parçaya ayrıla bilirdi ve ancak bu iki eş parça bu kadar güzel bir araya getirile bilirdi…

İşte böyle sevgili dostlarım, daha nice hikayelerim , daha nice anılarım var Sibel Ablam ile…
Bundan sonra fırsat buldukça yazılarımda sıklıkla Sibel Ablamdan bahsedeceğim sizlere…
Bahsedeceğim ki , uzaklarda olan manevi çocuklarıda onun bu güzel anılarından feyiz alsınlar..

Ömrü boyunca her dua istediğimde ; Allahım tüm dünya çocuklarına , sanada yardım etsin diyen kişinin… Tüm dünya çocuklarındaki manasının  sizler olduğunuzu bilmenizi sizlere bu yazımda anlatmak istedim…

Sibel Ablam Hakkın Rahmetine kavuşmuştur.
Mekanı Cenneti Firdevs Olsun…
Tüm güzel insanların ve onunda mekanı Adn Cennetleri olsun İnşAllah…
Dualarınızı esirgemeyin sevgili dostlarım…
Onun tek bir ricası vardı… Dua ederken ayrım gözetmeyin herkese edin ve onu da ekleyin…

Sibel Ablam ile sıklıkla kullandığımız o meşhur kelimler gibi düşünün…

” Bütünün Hayrına” Hep güzel şeyler dileyin…

Allahtan tekrardan sevenlerine sabır geride kalanlara ömür dileyelim..

Manevi Oğlun Berke…

 


Sosyal ağlarda paylaş
Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?